Bridgewater Associates’ın kurucusu Ray Dalio, Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin sağlanamaması durumunda dolar’ın küresel rezerv para statüsünün ciddi bir risk altına gireceği uyarısında bulunuyor.
Dalio, mevcut tabloyu geçmişteki büyük imparatorlukların çöküş dönemlerine benzetiyor. Dalio’ya göre ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı kaybetmesi, ABD’nin küresel gücü açısından 1956 Süveyş Kanalı Krizi’nin Britanya’ya yaşattığı kayba benzer büyüklükte sonuçlar doğurabilir.
Ray Dalio: Hürmüz ve Dolar’ın Rezerv Para Riski Üzerine
Dalio, yakın tarihli bir analizinde şu değerlendirmeyi yaptı: ABD-İran savaşı aslında tek bir soruya yanıt arıyor: Hürmüz Boğazı’nda kontrol kimde? Dalio, İran’ın buradaki kontrol veya tehdit etme yeteneğini korumasının, küresel arenada ABD’nin zayıflığı olarak algılanacağını savundu. Bu da Amerikan gücüne ve liderliğine duyulan güvenin azalmasına yol açabilir.
Dünya rezerv para birimine sahip olan ve ekonomik olarak aşırı borçlanan bir ülkenin, askeri ve finansal kontrolünü yitirdiğinde yaşanacaklara dikkat edin: Müttefikler ve alacaklılar güven kaybı yaşayabilir, rezerv para statüsü yitirilir, borç varlıkları satılır ve para birimi ciddi şekilde değer kaybedebilir; özellikle altına karşı. Bunu gördüğünüzde tetikte olun, dedi Dalio.
Bu arada The Network School’un kurucusu Balaji Srinivasan da İran’ın galip gelmesi halinde beş büyük dönemin bitebileceğine dikkat çekiyor. Bu dönemlerin başında petrodolar sistemi geliyor.
Özellikle petrodolar’ın (1974) sona ermesi, tek kutuplu dünya düzeninin (1991) ve savaş sonrası düzenin de (1945) sonu anlamına gelecek, diye yazdı Srinivasan. Son olarak dolar’ın alım gücünde ani bir çöküş ve üzerine bir askeri yenilgi, Amerikan birliğinin (1776) dağılmasına yol açabilir… ABD’nin para basım mekanizmasına ne kadar bağımlı olduğunu çok az kişi derinlemesine kavrayabiliyor. Ama petrodolar’ın sonu, bildiğimiz anlamda Keynesyenizmin de sonu demek.
Hürmüz Boğazı, enerji ticareti açısından kritik öneme sahip bir geçit. Günlük küresel petrol ticaretinin yaklaşık %20’si bu boğazdan geçiyor. Gelen haberlere göre İran, boğazda sınırlı sayıda tankerin geçişine izin verebileceğini şartlı olarak iletti.
Ancak bu ticaretin yalnızca Çin yuan’ı ile ödenmesi gerekiyor. Bu hamle, enerji ticaretinde dolar’ın tekeline doğrudan meydan okuyor.
ABD-İran gerilimi zaten kırılgan olan ekonomik görünümü de baskı altında tutuyor. Moody’s Analytics Başekonomisti Mark Zandi, çatışmalar büyümeden önce bile resesyon riskinin arttığına dikkat çekiyor.
Şirketin makine öğrenimi modeli, önümüzdeki 12 ayda resesyon ihtimalini yüzde 49 olarak gösteriyor. Petrol fiyatlarının artışa geçmesiyle birlikte Zandi, bu oranın yakında yüzde 50’yi aşabileceğini belirtiyor.
Modelde petrol fiyatları çok önemli bir değişken olarak yer alıyor ve bu da gayet mantıklı: II. Dünya Savaşı’ndan beri pandemi hariç tüm resesyonların öncesinde petrol fiyatlarında sert yükseliş görülmüştür. Bugünlerde yüksek petrol fiyatları geçmiş dönemlerdeki kadar zarar vermiyor çünkü artık ürettiğimiz kadar tüketiyoruz, fakat tüketiciler hâlâ hızlı ve sert bir şekilde etkileniyor ve zaten harcamalarda büyük bir çekingenlik vardı, diye ekledi Zandi.
Yaşananlar, jeopolitik bir kriz noktasının, para birimi düzeyinde risklere ne kadar hızlı yol açabileceğini bir kez daha ortaya koyuyor.